Summio

YouTube videosu

LAZARUS Gerçekten Kim? DÜNYANIN En Güçlü Grubunun Sırrı!

Lazarus: Kuzey Kore'nin Milyarlar Çalan Siber Ordusu ve Küresel Siber Güvenliğin Baş Düşmanı Olma Hikayesi

25 dk okuma4.8 / 5

Mevcut diller

Özet önizlemesi

Lazarus: Kuzey Kore'nin Milyar Dolarlık Siber Ordusuyla Tanışın

Günümüz dünyasında internetin olmadığı bir ülke hayal etmek bile zor. Ancak Kuzey Kore, 25 milyonluk nüfusunun büyük bir kısmının internete hiç erişemediği, dünyanın en kapalı topluluklarından biri. Peki, bu kadar izole bir ülkede, internetten bihaber 8 bin civarında 'siber asker' nasıl oluyor da son 10 yılda 7 milyar dolardan fazla para çalıp, bu parayı ülkenin nükleer ve füze programlarına aktarabiliyor? İşte bu, Mister Darkweb'in ağzından dökülen, "Lazarus: Kuzey Kore'nin Milyar Dolarlık Siber Ordusu" başlıklı şok edici bir öykü.

Başlangıç: Tesadüfi Bir Keşif ve 'Devlet' Uyarısı

Her büyük hikaye gibi bu da tesadüfle başlıyor. Yıl 2024 sonu. Sıradan bir araştırma sırasında, karanlık internetteki bir forumdan sızan verileri incelerken, küçük bir metin dosyası dikkat çekiyor. İngilizcesi bozuk, başlığı yok, imzası yok. İçinde cüzdan adresleri, tarihler, transfer miktarları ve en sonda şu not: "Bu adreslere asla dokunmayın. Bunlar insan değil, devlet." O an pek anlam verilmeyen bu not, iki ay sonra, Şubat 2025'te yaşanan ve dünyanın en büyük kripto borsalarından birinden tek gecede 155 milyar doların buharlaştığı olayla birlikte yeniden akıllara geliyor. FBI, olayın faili olarak Lazarus Group'u işaret ettiğinde, o eski dosya tekrar açılıyor ve listedeki adreslerden dördünün FBI'ın yayınladığıyla eşleştiği görülüyor. İşte o an, her şeyin bir şaka olmadığını anlıyoruz.

Lazarus: Bir Hack Grubu Değil, Bir Siber Ordusu

Lazarus, bizim 'kapüşonlu hacker' klişelerimizden çok farklı. Bu, Kuzey Kore gibi dünyanın en kapalı ülkesinin resmi olarak 'yok' saydığı, ancak tüm füze programını finanse etmek için kullandığı bir siber ordu. ABD Adalet Bakanlığı'nın ifadesiyle, "uluslararası yaptırımları ihlal ederek yasadışı gelir elde eden ve küresel siber güvenliği baltalayan bir araç." 2014'te Sony Pictures saldırısı, 2016'da Bangladeş Merkez Bankası soygunu, 2017'de 150 ülkedeki hastaneleri felç eden WannaCry virüsü ve sayısız kripto para vurgunu... Hepsinin arkasında bu grup var. Dünya tarihinde hiçbir ülke ekonomisini hack'lemeye kurmamıştır; Kuzey Kore kurdu. Bu, devlet terörizminin siber suç kisvesi altında işlenişi. En parlak matematikçilerin hırsızlara dönüştürüldüğü, okullarda özel yetenekli çocukların seçilip 'özel kuvvet' gibi eğitildiği, yurt dışına gönderilip kazandıkları her kuruşun devlete aktarıldığı bir sistemin hikayesi. Ve bu hikaye, kripto para tarihindeki en büyük soygunla başlıyor, çünkü bu, Lazarus'un ne kadar korkunç bir makineye dönüştüğünü gösteriyor.

Kripto Tarihinin En Büyük Soygunu: BYBIT Çöküşü

21 Şubat 2025, Cuma. Dubai'deki BYBIT borsasının sıradan bir günü, rutinin dışına çıkıyor. Soğuk cüzdandan sıcak cüzdana para transferi, her zamanki gibi üçlü imza ile onaylanıyor. CEO Ben Zhou ve iki çalışanı, Safe Wallet platformundaki işlemi onaylıyor. Kulağa sıradan gelen bu işlem, 401.347 Ethereum'un, yani yaklaşık 1.5 milyar doların buharlaşmasına neden oluyor. Önemli nokta şu: Kimse hata yapmadı, sistem arızalanmadı, parolalar çalınmadı. Çalışanlar tam olarak yapmaları gerekeni yaptılar. Ve tam da Lazarus'un beklediği buydu. Hackerlar, BYBIT'in kendisini değil, işlemi onaylayan Safe Wallet platformunun bir geliştiricisinin bilgisayarını ele geçirmişlerdi. Sosyal mühendislik yoluyla (muhtemelen bir telefon araması, e-posta veya sahte bir mülakatla) geliştiricinin makinesine sızıp, oturum token'larını çalarak iki faktörlü kimlik doğrulamayı atlatmışlar. Ardından, 19 Şubat'ta, yani saldırıdan iki gün önce, JavaScript kodunun sadece tek bir dosyasını değiştirmişler. Bu kod, kullanıcıların gördüğü işlem bilgilerini ekrana yansıtan kısımdı. Değiştirilen kod, BYBIT çalışanlarına farklı bir şey gösterirken, arka planda işlemi tamamen farklı bir adrese yönlendiriyordu. Bu, güvenlik uzmanlarının "kör imza" olarak adlandırdığı bir durumdu: çalışanlar, aslında görmedikleri bir işlemi onaylıyorlardı. Saldırıdan 10 saat sonra, 350.000 BYBIT kullanıcısı para çekme talebi başlattı. Panik havası esti, Ethereum fiyatı düştü. Çalınan para ise inanılmaz bir hızla erimeye başladı. İlk 48 saatte 160 milyon dolar, onlarca ara cüzdandan geçirilip farklı kripto paralara dönüştürüldü, merkeziyetsiz borsalarda ve cross-chain köprülerinde hızla el değiştirdi. Her adım otomatize, her cüzdan tek kullanımlık. 5 gün içinde 400 milyon dolar buharlaşmıştı bile. 20 Mart'a gelindiğinde, çalınan paranın %86'sı Bitcoin'e çevrilmiş ve binlerce adrese dağıtılmıştı. FBI, 26 Şubat'ta Lazarus Group'u (APT38 olarak da biliniyor) sorumlu ilan edip 51 Ethereum adresi yayınladı ama iş işten geçmişti. Bu olay, sıradan bir kullanıcı olan Sunntreayr'ın 4 yıllık emeği olan 180 bin dolarını kaybetmesine, bir başka kullanıcının babasının ameliyatı için biriktirdiği 22 bin doların yarı yarıya erimesine neden oldu. 1.5 milyar dolar sadece bir rakam değil; binlerce insanın umutsuzluğunun, korkusunun ve sisteme olan kırılgan güveninin bir toplamıydı. Ve bu para, lüks yatlara veya villalara değil, aylık ortalama 100 doların altında maaşın olduğu, ancak her yıl balistik füze denemeleri yapan bir ülkeye gitti.

Füze Programının Yakıtı: Siber Uzaydan Çıkan Milyarlar

Eski BM uzman grubunun tahminlerine göre, Kuzey Kore'nin nükleer ve füze programlarının finansmanının %40'ı siber hırsızlıklardan geliyor. Bu, kömür ticareti, silah satışı veya müttefik yardımıyla değil, doğrudan çalınan kripto paralarla finanse ediliyor. 2025'te Kuzey Kore bağlantılı hackerların çaldığı 2 milyar dolar, bir önceki yıla göre %51 artış gösterdi. 2019'dan 2025 sonuna kadar toplamda 6.75 milyar dolara ulaştı. Bu, dünyadaki tüm kripto para hırsızlıklarının %76'sı demek. Tek bir ülke, tek bir operatör. Analitik şirket Elliptic, durumu şöyle özetliyor: "Lazarus Group, devlet destekli bir grup değil. Lazarus, Kuzey Kore'dir ve Kuzey Kore, Lazarus'tur. Hackerlar ile rejim arasında bir sınır yok, bir boşluk yok. Tek bir organizma gibi çalışıyorlar." Ve hikayenin en karanlık kısmı da burada başlıyor. Dünyanın en fakir ve en izole ülkelerinden birinin, nasıl olup da milyarlar çalmayı öğrendiğini anlamak için 20 yıl öncesine, neredeyse hiç kimsenin bilmediği bir yere dönmemiz gerekiyor. Okullarda çocukların matematik yeteneklerine göre seçildiği, silah yerine klavye ile daha çok zarar verebilecek 'askerler' yetiştirildiği bir yere.

Siber Ordunun Doğuşu: Kım İr Sen'den Büfe 121'e

1996 yılında, Kuzey Kore lideri Kım Jong İl, cephe hattındaki askerleri ziyaret ederken şöyle demişti: "Geleceğin tüm savaşları bilgisayar savaşları olacak." O zamanlar internet henüz emekleme aşamasındaydı ve en fakir ülkelerden birini yöneten lider, klavyenin tanktan daha tehlikeli olduğunu anlamıştı. İki binli yıllarda ise bu fikir daha da keskinleşti: Kım Jong İl'e göre, "Siber saldırılar atom bombaları gibidir. Savaş, barış zamanında düşmanın teknik bilgilerine daha fazla erişim sağlayanın zaferiyle kazanılır." Bu vizyonla 1998'de Büfe 121 kuruldu. Bu, sadece bir IT departmanı değil, Kuzey Kore'nin tüm siber operasyonlarından sorumlu Ana İstihbarat Müdürlüğü (GRU) içindeki tam teşekküllü bir askeri yapıydı. Başlangıçta 1800 uzman olduğu tahmin edilen bu birimin kadrosu, 2014'te 5900'e, Wall Street Journal'ın son verilerine göre ise 8000'e ulaştı. Peki, internetin olmadığı bir ülkede hackerlar nasıl yetişiyor? Cevap hem basit hem de ürkütücü: çocukluktan itibaren. Kuzey Kore genelinde doksanlardan beri süregelen bir yetenek seçme sistemi var. Yetenekli öğrenciler için okullarda bilgisayarlar bulunuyor. Eski Pentium 4 seviyesindeki bu makinelerde, matematiksel yeteneği üstün olan çocuklar öğretmenler tarafından takip ediliyor. En iyileri özel üniversitelere gönderiliyor. Bunların başında gelen Mirim Koleji (Pyongyang Otomasyon Üniversitesi), her yıl yaklaşık 100 hacker yetiştiriyor. Buradan mezun olan Chang Seyul, Güney Kore'ye kaçtıktan sonra eğitim sürecini şöyle anlatıyor: Günde altı, 90 dakikalık ders. C++'tan Assembly'e, Linux ve Windows işletim sistemlerine kadar her şey öğretiliyor. Özellikle Microsoft Windows'un mimarisi, zayıf noktaları ve nasıl sızılacağı üzerine yoğunlaşılıyor. Beş yıl süren bu eğitimde, hafta sonu tatili yok, serbest internet erişimi yok; sadece ders ve pratik. Mirim'in yanı sıra Kim Il-Sung Üniversitesi, Kim Chaek Teknoloji Üniversitesi ve Moranbong Üniversitesi de en yetenekli öğrencileri kabul ediyor. Eski bilgisayar profesörü Kim Hyung-gwan'ın anlattığına göre, en iyi öğrencileri Çin'in Shenyang şehrindeki 'Chosen Expo Joint Venture' adlı sahte bir şirkette staj yapıyorlardı. FBI'ın Lazarus'un ilk suçlanan hackerı Park Jin-hyok'un adını buradan çıkardığı biliniyor. Ancak en rahatsız edici detay şu: Bu insanlar gönüllü değil, devletin malı. Çocukken seçiliyorlar, aileleri Pyongyang'da ev, gıda yardımı ve burs gibi ayrıcalıklar kazanıyor. Karşılığında hacker, seçim hakkı olmadan devlete hizmet etmek zorunda. Yurt dışında yaşayan operasyon elemanları, istihbarat görevlilerinin gözetiminde, ortak yaşam alanlarında kalıyor. 25 milyonluk ülkede internete erişimi olan tek kişiler onlar. Dünyanın geri kalanını görüyorlar, gerçeği biliyorlar ama ailelerinin güvenliği için kaçamıyorlar. Hacker'a her şey verilir ama tek şey alınır: sevdikleri. Chang Seyul, "Dış dünya hakkında ne kadar bilgin olursa olsun, gidemezsin çünkü sevdiğin herkes ortadan kaybolur," diyor. Kendisi 2008'de kaçmış olsa da, çoğu korkudan kalıyor. Bir